1980’lerde moleküler biyolojideki  gelişmeler klasik bitki yetiştiriciliğinde inovasyon yaratarak modern biyoteknoloji’nin doğmasına yol açtı. Örneğin “markıra dayalı seleksiyon” gibi uygulamalar batıda bitki yetiştiriciliğinde yaygınlaştı. Bitkilere gen transferi ile üstün niteliklerin kazandırılması da diğer bir çalışma alanı. Fakat çok disiplinli  olan  bu alanlarda çalışma yapmak için geniş kadrolar gerekiyor. Örneğin ABD’de Fusarium graminearum mantarına dayanıklı buğday geliştirme çalışmaları “Triticeae Cap”  adı verilen ve Amerikan üniversitelerinde buğdayla çalışan 60’a yakın bilim adamının oluşturduğu bir “grup” çalışmasıdır. Bu grup aldıkları sonuçlara dair veritabanları oluşturur, toplantılarla sık sık fikir paylaşımı yapar ve ortak yayınlar çıkarırlar.  Böyle gruplara çok sayıda örnek verebiliriz. Ancak burada anahtar kelime “işbirliği”dir. Özellikle moleküler genetik ve biyoteknolojide işbirliği olmadan “impact”ı yüksek çalışmalar yapmak olanaklı değil.

Başlıkta belirtilen kuruluşlar 2000’den sonra aldıkları patent, yapılan yayın ve geliştirdikleri yeni teknolojiler açısından değerlendirilmiştir. Bu kuruluşlara ait listeyi ilgili yayında bulabilirsiniz. Buradaki kuruluşların çoğunluğu kamu kuruluşudur ve  Hollanda, ABD ve Almanya’daki araştırma enstitüleri ve üniversitelerden oluşmaktadır.  Tarımda biyoteknolojik uygulamalara yön veren  teknolojiler arasında “Gen hedeflemesi” ilk sırayı alır. Ayrıca oligonükleotit-yönlendirmeli mutagenez ve RNA-bağımlı DNA metilasyonu (RdDM)  oldukça ümit vaat eden yöntemlerdir. RdDM aracılığıyla istenilen genlerin promotör dizilerinde metilasyon  yapılarak  o gen susturulabilir (genin anlatımı durdurulur). Bu amaçla  ilgili promotöre homolog RNA’lar bitki hücrelerine transfer edilir.  Bu şekilde RdDM ile üretilmiş bitkilerde herhangi bir yabancı DNA dizisi olmayacaktır yani GDO değillerdir. Ancak gen anlatımı epigenetik yolla değiştirilmiştir.

Diğer önem kazanan konu da Agrobacterium ile gen transferinin doğrudan bitki yapraklarına (ya da diğer dokulara)  uygulanarak, istenilen proteinin lokal olarak ürettirilmesi böylece transgenik bitki elde etmeksizin hücrelerin üretim aracı olarak kullanılması. Bu tip çalışmalar bitki-patojen etkileşimi gibi araştırmalarda ve fonksiyonel genomik yaklaşımlarda değer taşımaktadır.

Wageningen Üniversitesi’nin başı çektiği top ten listesinin hazırlanma parametreleri Lusser ve arkadaşları  tarafından açıklanmaktadır. Kollektif olarak geliştirilen yeni yaklaşım ve tekniklerin bitki yetiştiriciliğinde nasıl kabul göreceği belirsiz olmakla birlikte her 17 tohum şirketinin  2-4’ünün bu modern tekniklere yatırım yaptığı biliniyor.

Advertisements