12 Haziran 2012’de İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen “GDO Tanısı 2012 Sempozyumu”  konu üzerinde  uzman ve yetkili akademisyenlerin  katılımıyla gerçekleşti.

GDO ne canavar ne de gittikçe artan nüfusun gıda sorununu çözebilecek bir mucize olarak tanımlanabilir. GDO üretimi başta sağlık ve tarım olmak üzere çeşitli sektörlerde yapılmaktadır ve dünyada  ARGE harcamalarının en fazla yapıldığı alanların başında biyoteknoloji gelmektedir. GDO’lar sadece tarım ürünleri  değil, bakteri, virüs, maya ve hayvanlar olabilir ve her biri üretim yapılacak şekilde tasarlanabilirler.

Türkiye’deki GDO’ların durumu 26 Eylül 2010’da yürürlüğe giren “Biyogüvenlik kanunu” ile düzenlenmiştir. GDO ve ürünlerinin Biyogüvenlik Kurulu’ndan onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi yasaktır. Kurul kararlarını kamu ile paylaşmaktadır (http://www.tbbdm.gov.tr/Home.aspx). Bugüne kadar aralarında 3 soya, 17 mısır, 6 pamuk, 3 kolza,  1 şeker Pancarı,   1 patates ve 2 mikroorganizma olmak üzere toplam 32 çeşide onay verilmiştir (Bu sayılar güncellenebilir). Buna göre halkın sıklıkla tükettiği meyve ve sebzeler GDO değildir, ancak hazır gıdalar ve katkı maddeleri (Soya yağı, tokoferol, lesitin, emilsüferler, süt, sos vs.) GDO’lar dan köken alabilir. Bunun başlıca nedeni endüstriyel bitkiler olan mısır ve soya’da biyoteknolojik ıslah yöntemlerinin artışı. Önemli olarak büyük ve küçük baş hayvan yemlerinde GDO’lu mısır tüketimi söz konusudur. Türkiye’deki tüketimleri  boyunca besin zincirinde GDO takibi populasyon düzeyinde bir çalışma ele alınarak yapılabilir ki bu endişelere de yanıt verecektir.

Pek tartışılmayan ancak bir o kadar önemli olan bir konuda çevresel riskdir. Çevresel risk,  GDO’lu tohum trafiğini “denetleyebilme”’den sonra belki de en önemli konu.  Örneğin yapılan AR-GE’ye paralel olarak,  lignosellülozik biyoetanol  (ve biyobütanol) kullanımında artış bekleniyor. Bu durumda biyoetanol üretecek firmalar dışarıdan  GDO’lu mısır alabilecekler ancak  üretim atıklarının çevreye etkisi nasıl olacaktır?

 GDO’LARIN GELECEĞİ

Endüstriyel ya da beyaz biyoteknoloji olarak tanımlanan sektörlerde çok çeşitli enzimler, gıda katkı maddeleri , amino asitler, biyopolimerler ve antibiyotikler bakterilere yaptırılabiliyor ve bu ürünler onay almışlarsa daha sonra saflaştırılarak çeşitli proseslerde diğer ürünlerle birlikte kullanılıyorlar. Buradaki risk üretildikleri organizmadan DNA kontaminasyonu olabiliyor dolayısıyla test ve tanı sistemleri çok önem taşıyor, ayrıca ürünün bakteride doğru katlanma yapması ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde üretilmesi  önemli,  bu konuda ön araştırmalar sıkı denetim altında.

Diğer gelecek vadeden sektör ise “biyofarming” adı verilen bitkilerde farmasötik ilaç hammaddelerinin üretimi. Lipaz, laktoferin, kollagen, antikorlar (IgA, IgM), proteaz inhibitörü, kolera ve antraks aşısı, interferon gibi proteinlerin üretimi bitki hücrelerinde bakteridekinden daha kaliteli gerçekleşir. Ayrıca çevre temizliğinde de (fitoremediyasyon) transgenik bitkiler ön plana çıkabilir.  Genom projesi bilgileri ve  “Sentetik biyoloji” gibi alanlardaki ilerlemeler her türlü üretimi etkileyecektir.

Çin ve Hindistandaki gelişmeler, biyoteknolojide esas pazarların  (tarım ve ormancılık)  yanı sıra ayrıca biyoyakıtta üretimin bu ülkelere kayacağını göstermektedir. Çin, Hindistan ve  G. Kore,  GDO üretimini teşvik edici yönetmelikler oluşturmakta (“Türkiye’de GDO üretimi yasak”), teknoparklar kurmakta (Hindistan 5 senede 1.7 milyar dolar harcayarak 20 biyoteknoloji parkı kurdu)  ve kamu /özel sektör ortaklıklarını teşvik etmektedirler.

Biyoyakıtta  nişasta bazlı biyoetanol üretimi lignoselülozik otsul ve odunsul bitkilere kayacak. İklimsel değişim, biyoçeşitliliğin kaybı  ve ormanların yok olması yeni GDO varyetelerin tipini belirleyecektir.  Verimin artırılması, biyotik ve abiyotik strese dayanıklı varyetelerin eldesi biyoteknolojik yolla olanaklıdır. Bu şekilde pestisit kullanımı ve nihai olarak toprağın kirlenmesi önlenebilir, klasik ziraatın izleri GDO kullanımı ile temizlenerek kimyasala dayanmayan yeni bir tarımsal anlayış gelişebilir. Alternatif enerji kaynaklarının yaratılması, doğal kaynakların (Özellikle suyun) iyi idaresi, atıkların kontrolü, gıda, beslenme ve sağlık güvenliği öne çıkan konulardır. Gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal üretimin artırılması hedeflenmiştir (Kaynak: OECD Biyoekonomi 2030 projeksiyonu). Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse:  Kuraklığa dayanıklı mısırın tarla denemeleri Afrika, Avustralya ve Hindistanda yapılmaktadır. Altın pirinç 2013/2014’de Filipinler de üretime alınacak, GD mısırın ekim alanı Çin de 30 milyon hektara ulaşacak ve aynı ülkede Bt Pamuğun üretimine başlanılacak.  Striga yabani otuna dayanıklı sorgum (ki Afrikada yaygın üretiliyor) yeni GD varyetelere örneklerdir.

(Slayt: Prof. Dr. Hakan Yardımcı’ya aittir).

Advertisements