Bir bilim adamı olarak, ülkemizin yoğun siyasi gündemi içerisinde GDO’ların bu kadar tartışılması ve bir anda gündeme oturması açıkçası beni mutlu etmiştir. Bu mutluluğumun sebeplerinden biri, şimdiye kadar daha çok bilimsel toplantıların konusu olan GDO’ların bir anda halk tarafından merakla araştırılması ve anlaşılmaya çalışılması, ikincisi ise, GDO’lar ile birlikte insan sağlığı, doğa, bitki ıslahı, hayvan ıslahı, açlık, tarım ve bunların ekseninde bilimsel araştırmaların tartışılıyor olmasıdır… Bu ülkemiz için pek de alışık olmadığımız bir gündem olmuştur. Ama, ne yazık ki diğer tartışma konularında olduğu gibi yine bilim adamlarımız ve halkımız GDO’yu benimseyen ve karşı olan şeklinde iki gruba ayrılmış durumdadır. TV kanalları dahi konuyu tartışmak için çağırdığı bilim adamlarını GDO’ya taraftar olan ve olmayan şeklinde tanıtmaktadır!!! Halbuki, GDO’lar gibi bilimsel konuların tek bir gerçeği vardır ve bu gerçeğin tüm bilim adamlarınca kabul edilmesi veya edilmemesi gerekir…

GDO’lar ile ilgili olarak, politikacılar, tıp doktorları, ziraatçılar, kimyacılar, gıdacılar vb. meslek gruplarından çok sayıda insan, televizyonlarda, gazetelerde ve internet sitelerinde işin uzmanı olsun veya olmasın görüş bildirmektedir. Bunların arasından Tarım Bakanı Sayın Mehdi Eker’i tebrik ediyorum, çünkü kendisi bir politikacı olmasına rağmen, konuya tam bir bilim adamı sorumluluğunda yaklaşım göstermiş ve nerdeyse en sağduyulu açıklamaları yapmıştır. Öncelikle sizlere, insanlar da dahil olmak üzere yeryüzünde şu an yaşayan bütün canlıların “genetiği değiştirilmiş organizmalar, GDO” olduğunu hatırlatmak isterim… Biyoloji bilimine veya genetik bilimine biraz yakın olan insanlar, bütün canlıların birbirlerinin bazı genlerini içerdiğini bilirler ve gelecekte de genlerimize (genomumuza) diğer canlılardan gen alış-verişlerinin olabileceğini tahmin ederler… Bu gen alış-verişleri doğada canlılar arasında zaten bulunmaktadır, insanoğlu ise canlılar arasındaki bu doğal gen alış-verişine binlerce yıldır müdahale etmektedir… O zaman akla gelen soru GDO’ların neden bu kadar çok dikkat çektiğidir… Bu sorunun cevaplarından biri globalleşen tarım sektörü olabilir, çünkü eski zamanlarda her toplum kendi ürettiğini tükettirdi, dolayısıyla mümkün olan en verimliyi, en sağlıklıyı seçerdi. Şimdilerde ise, tarımda kullanılan tohum başka bir ülkeden, gübresi daha başka bir ülkeden gelebilmekte ve ürün bambaşka bir ülkede tüketilebilmektedir… GDO’ların bu kadar yoğun bir şekilde gündeme gelmesinin başka bir nedeni, politik ve ekonomik sebepler olabilir ki, bunlar konunun bilimsel yanını belirteceğim bu yazının konuları olmayacaktır…

Günümüzde yaşayan bütün canlıların aslında birer GDO olduğunu belirtmekle beraber, GDO terimi günümüzde daha çok “genetik mühendisliği teknikleri kullanılarak  Genomu Değiştirilmiş Organizma” anlamında kullanılmaktadır. Bu bağlamda, genetiği değiştirilmiş hayvanlar (GDH), genetiği değiştirilmiş gıdalar (GDG) ve genetiği değiştirilmiş bakteriler (GDB) üretilmiş, üretilmeye devam edilmekte ve bunların bir kısmı marketlerdeki yerlerini almışlardır… Her ne kadar genetiği değiştirilmiş bakterilerden ve hayvanlardan elde edilen çeşitli ürünler pazardaki yerlerini almışlarsa da, genetiği değiştirilmiş bitkiler (gıdalar, tahıllar, endüstri bitkileri vs.) ile ilgili tartışmalar hararetli bir şekilde sürmektedir.

GDO üretmek için söz konusu organizmaya (canlıya) normalde kendi yapısında bulunmayan bir veya bir kaç gen genetik mühendisliği teknikleri ile aktarılmaktadır. GDOları üretmedeki amaçlar arasında; çevre koşullarına (soğuk, kuraklık gibi) dayanıklı bitkiler elde etmek, besin değeri artırılmış tahıllar elde etmek, raf ömrü uzatılmış domates, kavun gibi ürünler elde etmek, herbisitlere (zararlı otları öldüren kimyasallar) dirençli şeker pancarı, soya fasulyesi üretmek, pestisitlere (zararlı böcekleri öldüren kimyasallar) dirençli mısır, pamuk elde etmek sayılabilinir… GDO’ların tarımı ve tüketimi ile ilgili öngörülen riskler arasında ise; GDO’ların zararsız bitki ve böcekleri de öldürme riski, bir süre sonra zararlıların GDO’lara direnç kazanma riski, GDO’lardaki yabancı genlerin insanlara ve diğer canlılara geçme riski, GDO’ların yeni alerjiler ortaya çıkarması riski, biyoçeşitliliği azaltma riski ve GDO’ların sadece zengin ve gelişmiş ülkelere fayda getirme riski sayılabilir.

Hızla artan dünya nüfusunu besleyebilmek için yapılması gereken iki temel iş (1) dünya üzerinde tarım yapılan alanları genişletmek ve/veya (2) ürünlerin (tahıl ürünleri, sığırlar vb.) verimini artırmaktır. Birincisini gerçekleştirdiğinizde dünya üzerindeki yeşil alanları ve doğal alanları azaltmış olursunuz ki, diğer canlıların yaşamak için bu alanlara ihtiyaçları vardır. İkincisi ise antik zamanlardan bu yana yapılan bir işlemdir ve insanlar bu yolla buğday, pirinç ve mısır bitkilerini yabani otlardan birer verimli mahsule dönüştürürken aslında genleri ile oynamışlardır. Nasıl ki tarım artık modern tekniklerle ve araçlarla yapılıyorsa, bitkilerin genleri ile oynama da artık ıslah yerine laboratuarlarda moleküler yöntemlerle yapılmaktadır.

Peki GDO veya gıdalar zararlı mıdır? Bu konu özellikle son yıllarda çokça tartışılan bir konu olmuştur. GDO üreten firmalar ve bazı kuruluşlar GDO’ların insan ve çevre için herhangi bir zarar teşkil etmediklerini açıklamışlar ve GDO’lar ile bitkilerin çeşitli zararlılara karşı dirençli olduklarını ve bu yolla kimyasal kullanımını azaltarak çevreye de yarar sağladıklarını belirtmişlerdir. Gerçekten de kullanılan kimyasallar hem toprağı kirletmekte hem de yağmur suları ile akarak içme sularına karışma olasılığı taşımaktadır. Bütün bu tartışmalar yapılırken GDO’lu mısırların zararsız kelebek larvalarını öldürdüğüne dair bir çalışma 1999 yılında yayınlandı (Nature, Vol 399, No 6733, p 214). Bu çalışmada GD (Genetiği Değiştirilmiş) mısır polenlerinin mısıra herhangi bir zararı olmayan kelebek larvalarının ölüm oranlarını artırdığı bildirilmiştir. Gerçekten de GD mısırların taşıdığı bt toksinleri sadece mısıra zarar veren böceklere değil diğer zararsız böceklere de zarar vermektedir. Ne yazık ki toksinler bu ayırımı yapamamaktadır. Bu çalışma daha sonra, USDA (ABD Tarım Departmanı), EPA (ABD Çevreyi Koruma Kurumu) gibi devlet kurumları ve bazı özel kurumlar tarafından yeniden ele alınmış ve GD mısırların zararları konusundaki bu çalışmanın kusurlu yapıldığı belirtilmiştir (Nature Biotechnology, Vol 17, p 1154, 1999). Bu konudaki tartışmalar gelecekte devam edeceğe benzemektedir…

Diğer bir çalışmada ise GD patateslerle beslenen farelerin ince bağırsaklarının zarar gördüğü öne sürülmüştür (Lancet, Vol 354, No 9187, pp 1353-1354, 1999). Fakat bu çalışma da bilim çevreleri tarafından kabul edilmemiştir (Science, Vol 286, p 656, 1999), çünkü bu çalışmada patates bitkisine insanlara ve farelere zararlı olduğu bilinen bir gen aktarılmıştır. GD gıdaların insanlarda yeni alerjiler doğurabileceği öne sürülmüştür. 2000 yılında böyle bir alerjinin varlığı rapor edilmiştir. Haberde, GD mısır ile beslenen 51 kişi alerji nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. Yapılan tetkikler sonucu, bunlardan 23’ünün aslında alerji geçirmedikleri anlaşılmış ve bu kişiler evlerine gönderilmiştir. Geri kalan 28 kişi daha detaylı testler için incelenmiş ve GD proteinlerin varlığı için test edilmişlerdir. Sonuç olarak alerjilerin sebebinin GD mısırdaki proteinler olmadığı belirtilmiştir. GDO’larla ilgili diğer bir endişe bunların taşıdığı genlerin bir şekilde insanlara veya diğer hayvanlara geçmesidir. Bu konuda da sığırlar üzerinde yapılan bir çalışmada, ister GD yemlerle ister normal yemlerle beslensin, yapılarında veya sütlerinde hiç bir şekilde bu yemlerden gelen DNA içermedikleri belirtilmiştir (Bulletin of the International Dairy Federation 144,  41-46, 2003). GDO karşıtı olanların öne sürdüğü diğer bir endişe ise, bu organizmaların biyoçeşitliliği yok edeceği yönündedir. Bu çok geçerli bir endişe olmamalıdır, çünkü sonuçta normal tarım yaptığınızda da biyoçeşitliliğe zarar veriyorsunuz. Düşünün bir kere, bir buğday tarlası yapmak için o alandaki bütün diğer bitkileri, hayvanları ve böcekleri bir şekilde yok ediyorsunuz değil mi?..

Sonuç olarak, GDO ürünleri için öngörülen riskler için şimdilik yeterli kanıt bulunmamakta, fakat olası riskler için araştırmalar devam etmelidir. Bazı GDO’lu ürünleri kullanmanın faydaları şimdiden görülmüştür ve bunların faydaları getirebilecekleri risklere ağır basmaktadır. GD gıdalar önemli oranda açlık ve eksik beslenme çeken dünya nüfusu için önemli bir kaynak olabilir. Ülkemiz bu teknoloji konusundaki çalışmalara en az diğer gelişmiş ülkeler kadar önem vermelidir, aksi takdirde bu konuda dışarıya bağımlı bir duruma geliriz.

Prof.Dr. Mahmut ÇALIŞKAN,  Mustafa Kemal Üniversitesi, Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi 

 

Advertisements